enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
33,0721
EURO
36,0316
ALTIN
2.617,69
BIST
11.139,34

OLURSA OLUR OLMAZSA OLMAZ

20.06.2024
15
A+
A-

Ludwigshafen’de yıllardır hizmet veren KFZ Werkstatt Cabir’in sahibi Cabir Çelik, yakalandığı hastalıktan sonra tedavi görerek tekrar işinin başına döndü. Aslen Yozgatlı olan Cabir Çelik, 1997 yılında Ankara’dan Almanya’ya gelip çalışmaya başladı. Ludwigshafen ve Mannheim’ın en tanınan oto tamircilerinden olan Cabir Çelik, rahatsızlığıyla ilgili yaşadığı süreci ve mücadelesini Vizyon gazetesine anlattı. Cabir Çelik, hastalıkla mücadelede en önemli şeyin moral, aile ve yakın dost çevresi olduğunu belirterek, bu süreci sevenlerinin maddi ve manevi desteği ile atlattığını, hastalığın yüzde doksanlık bir iyileşme gösterdiğini söyledi. “Bu hastalık Cenabı Allah’ın bana bir uyarısı oldu. Bana, ‘Kulum, sen fazla koşturdun, beni unuttun. Hele bir kendine çeki düzen ver,’ dedi,” şeklinde konuştu.

Cabir Usta, sağlığın nasıl? Talihsiz bir hastalığa yakalandın. Neredeyse bir yıldır tedavi görüyorsun. Son durumun nasıl?

Sağlığım, sıhhatim Allah’a bin şükür olsun ki yerinde. Hastalığımın yüzde seksenini yendim, şu anda kemoterapim ayda bir sefere düştü. Bir sıkıntım yok. Yiyorum, içiyorum, geziyorum, konuşuyorum. Bu hastalıkta en önemli şey moralini yüksek tutmak. Belli ki çok hayır dua aldık, dostlarımız bizi yalnız bırakmadı.  

Hastalık süreci nasıl geçti?

İlk başlarda süreç çok zor geçti. Vücut kemoterapiyi kabul etmediği için bayağı zorluklar yaşadım.

Yine de yemeyi içmeyi kesmedim. Çünkü bu hastalıkta çok direnç göstermek gerekiyor. Fiziken de moral olarak da direnç gösterdik. Şükür Allah’a, eşimizin dostumuzun sayesinde ihtiyacımız olduğu zaman yanımızda olarak bize destek verdiler.

Bu hastalığa yakalananlara ne tavsiye edersin?

 Öncelikle Allah kimsenin başına vermesin. Ama gene de takdiri ilahidir, başa geldiyse sükunetle, metanetle karşılamak; alnımızın yazısı neyse odur diyerek bakmak lazım. Ama kesinlikle kimse unutmasın ki, bu işte en önemli şey insanın psikolojisini, moralini çok yüksek tutması gerekiyor. Bu çok önemli. Ayrıca ailenin ve çevrenin, eşin dostun çok büyük bir önemi var. Evdeki çoluğun çocuğun desteği, morali insanı ayakta tutuyor. Kemoterapi sırasında bazı şeyler oluyor, bundan korkmamak ve çekinmemek gerekiyor. Mesela ben şu anda eski performansımın yüzde seksenini yakaladım diyebilirim. Halen tedavi görüyorum. Buna rağmen Türkiye’den kanser hastanesinden yan takviye tedavi ve ilaçlar kullanıyorum.

 Geriye dönüp baktığında ne gördün?

Ben 1977’de Yozgat’tan Ankara’ya geldiğim günden beri araba tamir işini yapıyorum. Benim ana mesleğim kaportacılıktı. Mannheim’da Neckarstadt’ta bu işi yaptıktan sonra kendi iş yerimi açtım, o günden bugüne buradayım.

 Hastalığını nasıl öğrendin?

Ben zaten bu hastalığın beni yakaladığını tahmin ediyordum. Bir iki ay önce, “Bu stresle kalp krizi geçirmem gerekir,” dedim. Teşhisten bir ay önce bir arkadaşa, “Benim sonum kanser gözüküyor,” dedim. Bir ay sürmedi zaten. Hastanede doktor geldi, test yaptılar, ciğerimden parça aldılar. Ben doktorlara, “Çocuklara, aileme söyleyin,” dedim. Zaten eşime kanser olduğu-

mu tahmin ettiğimi söylemiştim.

 Cesur davrandın mı?

Evet cesur davrandım ama sadece şunu düşündüm: Öte dünyaya varınca Cenabı Allah bana, “Benim için ne yaptın, kaç rekat namaz kıldın” diye sorarsa, ne diyeceğim diye düşündüm. Benim için en büyük sıkıntı buydu. Başka da hiçbir şey düşünmedim. Öte dünyaya varınca cenabı Allah bana, “Benim için ne yaptın, kaç rekat namaz kıldın” diye sorarsa, ne diyeceğim diye düşündüm. Benim için en büyük sıkıntı buydu. Başka da hiçbir şey düşünmedim.

 Bu dünya için ne düşündün? Dükkanı falan…

Çalıştım, didindim bugünlere geldim dedim. Allaha şükür olsun ki, gözüm arkada olacak bir şeyim yoktu. Ufak, bakıma, ilgiye muhtaç çocuğum yok, evlenmeyen çocuğum yok. Kızım iki sene önce evlendi. İki torunum var. Oğlan zaten evli. Düşüneceğim, ah vah edeceğim hiçbir şeyim yoktu geride. 

 İş hayatında değişen bir şey oldu mu?

Tabi, artık eskisi gibi stres yapmıyorum. Olursa olur, olmazsa olmaz diyorum. İster istemez sağlık ön plana çıkıyor artık. Yaş ortalamayı bulduğu için artık bir şey kalmadı. Benim müşterim zaten ailem gibi olduğu için onlarla bir sorunum yoktu. Aynen şimdi devam ediyorum.

 Bundan sonra nasıl yaşamayı düşünüyorsun?

Mümkün olduğu kadar kendi sağlığıma dikkat etmek istiyorum. Mesela bu dükkan benim için olmazsa olmaz. Bu dükkan olmazsa, buraya gelip çalışıp eğlenmezsem atmosferim biter. Psikolojim çok bozulur. İş yerinin benim için çok büyük faydası oldu.

Ben burada terapi oluyorum.

 Bu kadar sevildiğini biliyor muydun?

Tahmin ediyordum ama bu kadar olacağını bilmiyordum.

 Haberi duyanlar sana nasıl davrandı?

İki gün telefonumu hastanede kapalı kalması gerekiyordu. Açtığımda hiç unutmam tam 952 arama vardı. Gelen gidenler hariç. Tabi, o aralar ben telefona çıkamıyordum, rahatsız ediyordu. Dinlenmem gerekiyordu. Bu yüzden telefonlara cevap verememiştim.

 Hiç geçmişe dönüp “keşke bunları yapmasaydım” dediğin şeyler var mıydı? Bir iç hesaplaşma yaşadın mı?

Hiç öyle bir düşüncem olmadı. Her zaman yaptığım işleri düşünerek yaparım. Tabi bu arada esnafız,  bize iyi diyen de olur kötü diyen de. Ama bizim karşımıza şükürler olsun ki yüzde doksan sekiz hep iyi insanlar çıktı. Bir sıkıntım olmadı.

uDestek olan çok oldu mu?

Tabi tabi, manevi çok destek aldım. Maddi manevi ne ihtiyacım olursa, hangi konuda ihtiyacım olsa herkes seferber oldu. Tedavimi Mannheim Lindenhof hastanesinde oldum. Onuncu ayın beşinde te-davime başladı.  Bundan bir ay önceye kadar ayda iki kere üç kere kemoterapi görüyordum. 

 Böyle bir hastalığa yakalananlara tavsiyen ne olur?

Moral, moral… Her şey yandı bitti diyeceksin. Kendisini öyle havada, tavanda gezen; yok ben çok zenginim, esnafım, şuyum buyum demeyeceksin. Bu işte her şeyi kaybedeceğini hesaplamak zorundasın. Hiç korkamamak lazım. Hazırı varsa yersin, yoksa gider job Center’e yazılırsın; bu normal bir şey. Bak Türkiye’de deprem oldu. Bir gece önce insanların milyonları milyarları sayıyordu. Sabah kalkıp ekmek almak için kuyruğa girdiler. Bunları da göz önüne almak lazım. Şükretmek lazım. Hastaneye gidiyorsun tedavi oluyorsun, paran var ya da yok tedavilerin oluyor. Benim doktorlarım Almandı mesela, hepsinden Allah bin kere razı olsun. Çok da memnunum, çok da güzel ilgilendiler.

 Sen yıllardır çalışıyorsun. Neden bu kadar çalıştım dedin mi?

Demedim, çünkü çalışmak benim hobim. Çalışmayı seviyorum. Hala çalışmaya devam ediyorum. Ben burada çalışmazsam iyileşmezdim. Çoluk çocuk evlendi, benim meselem bitti demeyeceksin. Hayat yeni başlıyor. Torun, tosun bunlar da çocuk. Bunların da

bir geleceği ihtiyacı var.

 Bu yaşadıkların sana bir olgunluk verdi mi?

Evet. Olgunlaştırdı. Bu hastalık Cenabı Allah’ın bana bir uyarısı oldu. Bana, “kulum sen fazla koştur-dun, beni unuttun. Hele bir kendine çeki düzen ver,” dedi. 

 En çok zorlandığım ne oldu bu süreçte?

Fiziksel olarak 86 kiloya düştüm. 120 kiloydum. Bir gün tıraş olurken, boğaz kemiğimi görünce, psikolojim bozuldu (gülerek) dedim ya biz gidiyoruz herhalde…

 Ölümden korkuyor musun?

Korkmuyorum. Sadece o taraf pek hazırlık yapmadığım için sorgudan, sualden, ne cevap vereceğim diye düşündüm. Sonra kendime dedim, sen artık oraya hazırlanman lazım, (gülerek) an meselesidir.. Ölüme bu kadar yakın yaşamak öyle bir şey ki, bitiyor her şey. Ben hiçbir şeye küsmedim, taktiri ilahı deyip kabul ettim. Kesinlikle hiç isyan etmedim. Ben bu hastalığa neden yakalandım diye feryat figan etmedim. Cenabi Allah bana bunu uygun gördü, verdi, dedim.

Önemli olan tövbe etmek.

 Hani derler ya gözümün önünden film şeridi gibi geçti diye, senin gözlerinin önünden ne geçti?

Çocukluğumdan, yedi yaşımdan bu yaşa kadar her şeyi düşündüm. Şimdi güleceksin, en basit misali veriyorum. Annam rahmetlinin yaptığı düğürcük çorbasını canım istedi durup dururken. Yozgat’ta bulgurun ufağına düğürcük derler. Bunu mesela canım istedi. Hastalık sürecinde canım çok garip şeyler istedi. Su içemez oldum, minerelwassar içtim olmadı. Bir akşam Yedigün istedi. Manevi evladım Ali Gencer’e söyledim. Bulamayınca sağ olsun Suntat’ın sahibi Mustafa Baklan’ı aradı o bana gönderdi.  Sonra dok-tora sordum, niye benim canım

böyle şeyler istiyor diye: bana canın ne istiyorsa, onu ye dedi.   

Hiç kırıldığın insanlar var mı?

Yok. Çünkü hiç kimseden bir şey beklemedim. Gene de eşim dostum beni yalnız bırakmadı. Mustafa Ertürk, Muhittin Alkaç, Hüseyin Ata, Selçuk Aksoy, Hasan Doğan, Cami Başkanı Ali İhsan

Özsoy hiç yalnız bırakmadı. Hele Mustafa Ertürk beni her gün bizzat kendisi gelerek yalnız bırakmadı. Sağ olsunlar… 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.